6 Ekim
Proje Bilgileri ( 18- 6 Ekim )
“7 Ekim bir sürpriz değildi. Bir başlangıç değildi. Ve hiçbir zaman hikâyenin tamamı olmadı.”
Bu cümle, yalnızca bir tarihsel itiraz değil; aynı zamanda hafızaya, adalete ve hakikate yapılan bir çağrı. Çünkü bazı sesler vardır ki, susturulmak istendikçe daha güçlü yankılanır. Bu tanıklıklar, tarihin tek bir günden ibaretmiş gibi yeniden yazılmasına karşı duruyor.
Filistinli bir kadın, kuşaklar boyunca taşınan bir travmayı anlatıyor. Büyükannesinin öldürülüşünü, ailesinin evinin yerle bir edilişini ve kontrol noktalarıyla bölünmüş bir coğrafyada geçen çocukluğunu hatırlıyor. Onun hikâyesinde, şiddet istisna değil; gündelik hayatın bir parçası. Oyuna, okula ve hayallere sızan bir gerçeklik. Bu anlatı, acının yalnızca bugüne ait olmadığını, sistematik bir mahrumiyetin ve süreklilik kazanan bir baskının sonucu olduğunu gözler önüne seriyor.
Bir başka tanıklıkta ise bir haham, inancının özünü hatırlatıyor: Yahudiliğin temelinde adalet, merhamet ve insan onuru vardır; baskı ve tahakküm değil. Eleştiriyi antisemitizmle susturmanın, sadece hakikati çarpıtmakla kalmadığını, aynı zamanda insanlığın ortak vicdanına ihanet ettiğini söylüyor. Bu sözler, kimlikler üzerinden kurulan korku siyasetinin, haklı itirazları nasıl görünmez kıldığını ifşa ediyor.
Bu anlatılar birlikte, rahatsız edici ama kaçınılmaz bir gerçeği ortaya koyuyor: 7 Ekim, sıklıkla her şeyin başladığı bir kırılma noktası olarak sunuluyor. Oysa bu tarih, uzun bir hikâyenin sadece bir anı. Asıl mesele, yıllardır süregelen işgal, yerinden edilme, sessizlik ve cezasızlık. Bu belgesel anlatı, izleyiciyi tek bir güne odaklanmaktan çıkarıp, bağlamı, geçmişi ve bugünü birlikte düşünmeye davet ediyor.
Bu, yalnızca geçmişe dair bir hesaplaşma değil; geleceğe dair bir sorumluluk. Çünkü hatırlamak, adaletin ilk adımıdır. Ve bu sesler, unutmamak için konuşuyor.